Geçmişin film şeridi gibi gözünün önünden geçmesi sadece ölmeden önceki o dehşet anda olamaz. Tabi ölmek de bildiğin biyolojik anlamda son nefesini vermek demekse bu cümlede... Zira sadece nefes alıp vermek yetmiyor ,yakışmıyor yaşıyor olmaya . 21. yy da ölüm yeniden yorumlanmalı kanaatimce cinayetler de katiller de. Kim nasıl niye ölüyor, niye öldürülüyor, bilir kişiler yeniden yorumlamalı cevabı çok eskilerde kalmış bu soruları? Kan kokusu gelmiyor burnuma ama yüzde yüz eminim cinayetler ve intiharlarla dolu bu yüz yıl. Sadece nefret edilenler değil artık çok sevilenler de öldürülüyor. Ve artık insan sadece bıçak darbesi ile ya da tek bir lanet kurşunla da ölmüyor. İnsanı tek bir kelam tek bir bakış da gayet can damarından vuruyor. Ölüyorsun o an yine. Farklı bir his olmasa gerek gerçek ölümle kıyasla. Kan damarlarından çekiliyor , dünyanın dönmesi duruyor, sesler kesiliyor. İşte yine o an hayatın film şeridi gibi gözünün önünden geçiveriyor. Çok damar sahneler, çok keskin dialoglar. Unutulmamış, hepsi özenle raflarına kaldırılmış, taze, taptaze, dün gibi, elini uzatsan dokunacaksın gibi. Zihnimiz A sınıfı derin dondurucu gibi. Saklanırken hiç bir şeyin kalitesinden ödün verilmemiş. Çıkarıyorsun yerinden, buzlarını çözülmeye bırakıyorsun, eskisi gibi karşında buluveriyorsun. Bu arada tabi iyi halt ediyorsun o da ayrı konu. 21. yy da bir kez de ölmüyorsun, üstelik ölüyken bile bir kez daha ölebiliyorsun, yetmiyor o da yetmiyor araya zaman giriyor bir daha ve bir daha ölüyorsun. Onlarca ,yüzlerce katilin oluyor, ya da sadece tek bir katil ruhunu bedeninden defalarca ayırıyor. Çoğu kez katiller öldürürken ellerini kana bulamaya gerek kalmadığı için cinayet işlemiş olduklarının farkına bile varmıyor,anlamıyor. Kendi etini kesip kendi kanını akıtıp,akan kanı ellerine kollarına yüzlerine süresin geliyor bu kör sağır durumda. Olmadı, aynı etkiyi bıracacağına yüzde yüz inandığın yüzlerce cümle sarf ediyorsun, kansız halledelim diyorsun,nafile....Anlatamıyorsun, hayır kibarlıktan, incelikten söyledim, basbayağa anlamıyor. Seni öldüren alışıyor, ya da zaten çoktan alışmış, öldürmeye devam ediyor. Cinayet silahını kendi bedeninin içinde derinlerde bir yerlerde saklıyor, ço ğu kez bıçak gibi keskin bir şeyi. Bazen sadece saplıyor ruhunun bir yerine ölüyorsun ,ama bazen de ölmüyorsun sendeliyorsun, saplı kalıyor alet senin bir yerinde. Sonra ara ara gelip sapladığı yerde çevirmeye başlıyor. Bu sefer öley,m diye yalvarıyorsun bir kere de her gün ölmektense, zira işgence cekiyorsun. Çekip çıkarsan o keskin şeyi yerinden, yara kapanır mı bilinmez. İzi kalır kesin de... Olduğu yerde bıraksan müstakbel katiline ait bir şey hep kalacak içinde sanki başka bir şey yokmuşcasına ondan hatıra. O da onun sende biryerlerde olduğunu bildiği sürece gelip gelip yoklayacak çevirip çevirip duracak , çok kanlar akacak ama hep içine içine, etraf tertemiz, pürü pak. İçin kanayacak, iç kanama teşhisi konacak. İçin kanarken yine başrolünde kendinin olduğu filmi izliyor olacaksın. Keşke yeniden çevrilebilse geçmişte kalan filmler. Hatta oyuncular da değiştirilebilse , özellikle cinayet silahını içinde biryerde saklı tutanlar haince, ruhlarımızın müstakbel katilleri işte, alınlarına soğuk mühür vurulabilse, başka filmlerde oynayamasınlar diye.
Ama çok eminim, zaten bu bildiğim şey herkesi ve herşeyi affettiriyor gözümde. İçinde sakladığını bilmediğim cinayet silahları ile beni ummadığım yerimden vuran katillerime de o silahlar başka katillerden hediye.. Bu da başka bir hezimet işte......
16 Şubat 2010 Salı
10 Şubat 2010 Çarşamba
insana benzer bi şey arıyorum....
Bu,bir nevi at yarışı doğar doğmaz başladı aslında. Benzetme çok fena ama tam isabet aynı zamanda. Bir hipodrom ve çatlarcasına koşan ayrı ayrı asil hikayelere sahip ve öyle ya da böyle her hangi bir anlamlı ya da anlamsız yarışta başarıyı kucaklamış atlar. Bir gün aferin alırlar bir gün adamın asabını bozarlar. Anlamını bir türlü çözemediğim bu kaotik hipodromun üzerimize yüklediği bitmez tükenmez hayat vazifesini anlayamaya çalışıp bilinçsizce koşarken değil de aynı anda başka şeyleri de iyi yapıyor olmaya çalışırken çatlamaktan endişeliyim. Ya da yemek yerken.... Her neyse!!! Bir saniye, sadece bir saniye bile durup dinlenmek belki de her şeyi kaybetmek demek. Bu düşünce de kendimi, içine yavaşça ve itina ile hırs sıkılan pancake gibi hissettiriyor. Ayarı kaçtığı an parça pinçik olursun, tüm emekler boşa gider,olman gereken şeyden uzaklaşır ve bildiğin bitersin işte. Zorla kolay ne kadar da yan yana, güzelle çirkin, iyilik ile kötülük, akşı selimlik ve delilik. Daireyi oluşturan ipin bir ucu ying bir ucu yang işte. Uçurumun kernarında yürümek gibi bir şey. Bir yanın güven bir yanın tehlike. Terazide dengede durabilmek hayat. Bir tarafın ayarı kaçtı mı artık o büyülü denge elden gider ve müsait taraf neresi ise o yöne doğru yıkılırsın. Bir nevi düştün say o an kendini ve etrafında manzaraya şuursuzca gülenlerin yüzlerini kazı hafızana. Çünkü hayat bir gün mutlaka hatırlatıyor sana, eğer kafaları çalışıyorsa elbetteki onlara da. Bazen sudan çıkmış balık gibi olmak var , bazen devekuşu gibi kafası kuma gömük olmak da. Hiç bir şeyden memnun olmadığın zamanı bile deli gibi özlemek var. Yolda yürürken habire geriye dönüp bakmak ...Ne yorucu ve bunu yaparken önündeki bir direğe toslamak ne acı, ne trajik ve ne komik. Aaa bir de o direğe daha önce de çarpmışsan ve bu durumda aslında hiç ama hiç akıllanmamışsan. Rezil bir kısırdöngü tepeden bakınca. Her sonbahar ağaçlar gibi yapraklarını dökmek, gökyüzü gibi ağlamak, her bahar çiçekler gibi kokmak güneş gibi ışıldamak . Çok geç oldu, alışmaya ve algılamaya başlıyorum zira hala hipodromdayım ama at gözlüklerini çıkardım,çok dönüp dolanmaktan olsa gerek midem bulanıyor. Daha önce geçtiğim bir yerdeyim. Hayretle izliyorum. Ben bir ara nadir şaşırırdım yine sıklaştırdım .Bir de merak ediyorum inatla ,at,pancake, terazi, balık, devekuşu,ağaç,gökyüzü, çiçek falan filan derken insana benzer bişey yok mu bu hayatta....
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
