7 Nisan 2010 Çarşamba

kalabalıklar içinde dolanırım,yalnızlıktan dem vururum

Her çekilen fotoğraf karesinde sağında solunda, önünde arkanda birilerinin olması içinde bulunduğun kalabalıkları yaratır. Ağzından çıkan kahkaha dolu cümleler, vücudunun kıpır kıpırlığı, bu kalabalıklara çar çabuk alışılmışlığın suni işaretleri, jeneratör enerjisi, ha bittim biteceğim endişesi.

Elime tutuşturulan senaryonun yazarını , beni sahneye iten gizli elden, sinirimi bozan sesin ait olduğu suflörden yana merakım. Ne hummalı bir nefes alış veriş ticareti. Ruhu bedeninden ayrı yaşayanlar ordusuna, düşmana karşı verilen umutsuz bir yaşam mücadelesi, hareket kontrolünü tamamen elinden almış bir girdap,rolüne yakışmayan eğreti jönler,spontane planlanan, amatörce kurulan ve her defasında seni kapana kıstıran tuzaklar. Kim dost kim düşman belli değil ve hepsi sana aynı mesafe yakınlıkta, sağında solunda, önünde arkanda, senin kalabalığında, senin yalnızlığının etrafında.

Bir insanın 5 duyu organı da zamanla gelişim, değişim gösterir mi? Gözlerimin gördüğü, kulaklarımın duyduğu, ellerimin dokunduğu, burnumun kokladığı, dilimin tattığı her şeyin değişmiş olamaması ihtimali karşısında cevaben "eveeeeet" diye haykırılası acı bir manzara. Ağzımdan çıkan ses kime ulaşır bilinmez, elimi uzatsam kim tutar meçhul, başımı kaldırsam gözlerimi açsam kalbimden geçenleri kim okur, kim canı gönülden inanır? Herkesteki gelişim, değişim hangi noktada örtüşüverir? Örtüştüğü an belki eski tatlar, eski hisler geri gelir, kim bilir?

İçimdeki endişeyi gün be gün sulayan, adımı kara kaplı defterine alan , ruhunu bedenine geri çağıracak sözcükleri mantık kandırmacası ile yutan, bu yazıyı bana yazdıran, anatomisi insana, dnası hayvana benzeyen fotosentez yaparak yaşadığını inandığım her yaratığa, selam yola devam....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder