15 Temmuz 2010 Perşembe

sebepsiz açılan uzun süren yaralar

unutmayı sevmediğime karar verdim... İlla hatırlamak istiyorum her şeyi ayrıntısına kadar. Hafızamda kalan hikayenin rengi bile kokusu bile önemli. Çocukluğumu anımsıyorsam , mesela evin içinde bir yerlerdeysem fonda abba, bee gees ya da nilüfer çalıyor, havada ise mesela annemin kırmızı kuplarda ikram ettiği pudingin kokusu var. Okula giderken kullandığım yeşil arı maya silgi bazen adeta burnumun dibinde duruyormuş gibi. Güzel şeyler gibi tatsız hikayeleri de tüm detayları ile anımsıyorum elbet. Güzel olanlar nasıl yüzümde komik bir tebessüm bırakıyorsa tatsız olanlar da içimi burkuyor, bazı kapanmamış yaralara tuz basıyor. O zaman anlıyorum, her şeyi mazide bırakabilmenin ne kadar beyhude bir çaba olduğunu.Seviyor insan arkasına dönüp bakmayı, hatta hikayelerin sonlarını değiştirmeyi,onları ekstradan süslemeyi. Bunu yaparken bazen bir bakıyor sabah ezanı okunuyor, o kadar çok senaryoyu baştan yazmış ki gün doğana kadar işe kırmızı gözlerle ve hikayelerin üzerinde bıraktığı lekelerle gidiyor. Buruk, kırık,cevapsız sorular gündüz gözü ile de devam ediyor. Epi topu on soru, kafasını rahat buldukça didkleyip duruyor. Kabullenebilmek değil, bilememek fena, anlayamamak, üstelik de bilmeye anlamaya çabalayarak bunu başaramamak. Koşu bandında deliler gibi saatlerce koş ama 10 cm bile ileriye gideme..., aynı yerde kal ve kafanın içindeki sesi sadakatine ihanet etmeden dinle. Sen gideli ne kadar oldu bilmiyorum, eskiden parmakla sayıyordum şimdi ajandama çarpı koyuyorum. Günler, aylar mevsimler... Bu yıl yoktun muhtemelen yeni yılda da olmayacaksın. O yüzden şimdiden yeni bir ajanda aldım. Sebepsiz açılan uzun süre kapanmayacak yaralarımdan akan kandan mutlaka her sayfaya damlatıyorum.Tüm bu aptalca şeyleri sen yoksun diye yapıyorum

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder